Kriz Geldiği Gibi Gidecek

Kriz kavramı, ‘doğal süreçte birdenbire oluşan aykırılık’ olarak tanımlanıyor. Bu tanıma göre günümüzün yöneticileri aslında bir kriz yaşamıyorlar.
Bunun nedenlerini sıraladığımızda ilk olarak, iş dünyasında son yıllarda yaşanan yatırım eğilimlerinin, tüketici davranışlarının, ürün ve hizmet çeşitliliğinin daha önceleri doğal olarak algılanan süreçlere zaten fazla benzemediğini kabul etmemiz gerekiyor.
İkincisi de, konunun uzmanlarının yıllardır neredeyse tekrarlamaktan bıktıkları kriz uyarılarından haberdar olmayan veya ciddiye alıp kendini hazırlamayan bir yönetici olabileceğine inanmanın zorluğudur.
Bu yönden baktığımızda uğraşmak zorunda olduğumuz durumun aniden oluşmamış ve beklenen bir durum olduğunu da düşünebiliriz.
Bu varsayımla da, günümüz yöneticilerinin iş tanımlarının getirdiği yetki ve sorumluluk gereği, şu anda yaşanan duruma kendilerini çoktan uyarlamış, A, B, C, D, hatta E planlarını hazırlamış ve kendilerinden emin olarak harekete geçmiş olduklarını düşünmemiz gerekir, öyle değil mi?
Ne yazık ki gerçek, yukarıda bahsi geçen ideal durumdan çok farklı... Çoğunluk yönetici ne yapacağını bilmiyor. Hazırlıksızlığın ve yaratıcı düşünce eksikliğinin özgüvenlerine vurduğu darbe yüzünden sağlıklı düşünemedikleri için de aklılarına ilk gelen klişe çözümleri sırf harekete geçti dedirtmek için devreye sokan bir uygulama içindeler. Nasıl hareket edileceğinin bilinemediği hallerde hareketsiz kalmanın bile bir çözüm olabileceğini unutmuş görünüyorlar. Her zamanki gibi günü kurtarmak adına geleceği karartıyorlar.
Çalışanlar, yukarı baktıklarında ne yaptığını bilen, kendine olan güvenini kaybetmemiş, sakin yöneticiler görmek ister. Aksi halde, çalışanların uyaranlara karşı artan duyarlılıkları yüzünden, iş yapabilme güçlerinin ve kendilerine olan güvenlerinin zamanla azalacağını ve umutsuzluğun güçlenmesiyle çöküntü içine gireceklerini tahmin etmek hiç de zor olmaz. Çalışanlar işler yolunda giderken, fazla ihtiyaç duymadıkları hatta içlerinden olsa da olur olmasa da dedikleri ‘yöneticileri’, olağan dışı durumlarda birer ‘kurtarıcı’ olarak görürler. Yaşadıkları belirsizliği azaltacak uygulamaları hayata geçirmesini beklerler. Hepsinden önemlisi alışılagelmişin dışında özgün, ezberlerini bozan çözümler bulmalarını beklerler, ne de olsa yukarıdakiler bugünler için vardırlar.
Çalışanlar öncelikle, işten ilk olarak kimlerin çıkarılacağı ve sıranın hangi şartlar altında kendilerine geleceği üzerine kurgular üretirler. Yıl sonu, bayram veya kurumun kuruluş kutlamalarının geçen senelere göre ne kadar sönük geçeceği üzerine bahse girmeye başlarlar. Eğitimlerinin iptal edileceğine kesin gözüyle bakarlar. Reklam ve tanıtım bütçelerinin kesileceğine o kadar emindirler ki, nasıl olsa kurumumuzla ilgili bir şeye rastlayamayız diye medyaya karşı algıda seçiciliklerini bile yitirirler.
İyi bir yönetici , işte tam bu durumda fark yaratabileceğinin bilincindedir. Kriz denilen sürecin her şeyin sonu olmadığının ve eninde sonunda düzeleceğini görmektedir. Hatta bu sürecin rakiplerle ara kapatmak veya ara açmak için en uygun zaman olduğunu hesaplamaktadır. Esas böyle dönemlerde çalışanların kuruma olan güvenlerinin arttırabileceği ve inançlarının güçlenebileceğinin farkındadır. Yapacağı uygulamalarla çalışanları şaşırtabileceğini onların olumsuz beklentilerini coşkuya çevirerek uzun dönemli sadakat sağlayabileceğine inanmaktadır.
İşte bu dönemler insan kaynaklarının kalitesini yükseltmek, müşteri ilişkilerini derinleştirmek ve yenilikçiliğe ağırlık vermek için ideal zamanlardır.
İşlerin yoğun olmaması, çalışanların rekabetin arttığının farkına vararak kendilerini geliştirmek için hevesli olmaları, hatta eğitimlerin iptal edilmeyip gerçekleşiyor olması bile morali yükselttiğinden, eğitimlerden normalin üstünde bir verim alınması mümkün olabilecektir.
Müşteri ilişkileri için daha çok zaman ayrıldığı ve müşteri daha iyi dinlenebildiği için ihtiyaçları ve beklentileri çok daha iyi anlaşılabilecektir. Bu da yeni ürün ve hizmetlerin ortaya çıkmasının yanı sıra, kalitenin arttırılmasını da sağlayacaktır.
Bu dönmelerde daralma psikolojisine kendinizi kaptırmazsanız, kurumunuzu atağa kaldıracak yatırımlarını en uygun şartlarda ve zaman baskısı olmadan gerçekleştirebilir, geride kaldığınız alanlarda farkı kapatabilirsiniz.
Sonuç olarak, dünyanın sonu gelmedikçe yaşanan her olumsuz durumun zamanla düzeleceğini unutmayanlar ve buna uygun stratejiler geliştirenler her zaman olduğu gibi kazanacaklardır.
Sizlerin de, bu kazananlar takımında olmanız dileğiyle…
|