Mehmet Auf Kimdir?
Eğitimlerimiz
Eğitimlerden Örnekler
Informative Drama
Nedir, nasıldır?
Çalışmalarımız
Referanslarımız

Basında

Mehmet Auf

Haberler, bilgiler...
Kitaplar-Makaleler
Eğitim ve yönetim üzerine
Radyo
Radyo Programları
İletişim
Sorularınız için...

Ana Sayfa

Eleştirmenin Dayanılmaz Cazibesi

Elinde bir mikrofon peşinde bir kameramanla sokak röportajları yapan bir muhabir, konu ne olursa olsun sorduğu sorulara yanıt vermeye hazır bir kitleyi bulmakta zorlanmaz. Hele hele konu, kamuoyunda ses getirmiş bir iş, bir proje veya bir eser hakkında değerlendirme yapmak ise, soru sorulanların çoğu adeta hayatlarının geri kalanını bugünü görmek ve bu soruya yanıt vermek için beklemiş gibi davranırlar. Aslında konu hakkında yetkinlikleri yok denecek kadar az da olsa, yorum yapma motivasyonları o kadar yüksektir ki, bazen muhabir gittikten sonra bile konuşmaya devam edebilirler. Hayatında futbol sahası görmemiş biri takımının ilk onbirini, oy vermek dışında siyasetle ilgilenmemiş biri kabineyi, anayasanın ilk maddesini bile bilmeyen biri iptal edilen bir kanunu, herhangi bir tiyatronun adresini bile bilmeden verilen en iyi oyuncu ödüllerini, hatta seyretmeden bir sinema filmini dahi insafsızca eleştiren birilerini görmek nedense hiç birimizi şaşırtmamaktadır. Aslında bu örnekler hepimizin içinde var olan, ancak bazılarımızın kendini tutmayı başararak tuzağa düşmediği, eleştirmenin dayanılmaz cazibesinin bir sonucudur.

Egomuz, hep destek tam destek yaklaşımıyla, “sen o kadar yücesin ki, her şeyin en iyisini bilirsin” mesajını bilinçaltımıza yerleştirmiştir.  Bu kaynaktan beslenerek, konular hakkında yetkinliğimiz olmasa da eleştiri yapmanın aslında son derece doğal olduğuna inanmaya başlamışızdır.

Özünde eleştirinin amacı, değerlendirilen konunun doğru ve yanlışlarını göstermektir. Bizim kültürümüzde ise,  eleştiriyi yapanın genelde öncelikli  hedefi  yanlışları bulmak ve olabildiğince  abartarak göstermektir. Bununla da yetinmeyip, yapılan işi küçültülmek, sıradanlaştırılmak hatta nedensizleştirmek için de çaba harcar. Eleştiren, fırsatını yakaladığında işi yapanın karakterine saldırmayı da ihmal etmez. Bazen çok açık bazen de ince ince alay etmezse eleştirinin tam olmayacağını düşünür. Sonuç olarak da, söz edilen konuda kendisinin, eğer üzerinde çalışsaydı, çok daha başarılı olacağını belirterek son darbeyi vurur.

Böylesine eleştirilen bir kişinin, yukarıda tanımlanan yapı içerisindeki bir eleştiriden olumsuz etkilenmesi veya yaralanması tek kelimeyle “manasızlık” olur. Yapılması gereken, eleştiriyi yapan kişinin sizi bu kadar önemseyip saldırmasına keyiflenip, söyledikleri arasından size fayda sağlayacak bir detay aramaktır.

Hiçbir eser kusursuz değildir ve mutlaka iyileştirilecek tarafları vardır. Bu tarafları görebilmek için size yapılan eleştirileri didikleyecek, ders çıkaracak bir özgüvene sahip olmalı ve başkalarının düşüncelerinin sadece ve sadece onları ilgilendirdiğini hep hatırlamalıyız.

Eleştiri yapma amacımızın ortaya konan sonucun daha iyiye götürülmesi olduğunu  bilerek,  kötüyü görüp nasıl daha iyiye gideceğini, iyiyi görüp nasıl sürekli hale getirileceğini düşünmeliyiz. Emek harcayıp ortaya bir eser çıkarmış kişileri, kişilikleriyle değil eserleriyle değerlendirmenin, dünyaya daha önemli bir katkı sağlayacağını hatırlamalıyız. Hele hele ilgilendiğimiz konuyla ilgili her detayı bilmemiz veya algılayabilmemiz mümkün olmadığı için, dışarıdan bakan objektif gözlere her zaman ihtiyacımız olduğunu hiç unutmamalıyız.