Hakemler Eğitiliyor mu?

Hayatımın son oniki yılını şehirden şehire seyahat ederek geçiren bir kişi olarak havaalanlarının bakış açınıza göre çok eğlenceli ve öğretici yerler olduğuna inanırım. Toplumdaki değişimleri ve bireyler üzerindeki etkilerini gözlemlemek adına bir çok ipucu bulabileceğiniz yerlerdir.
Özellikle güvenlikten geçiş sürecini her yolcu farklı yorumlar. Bazıları için bu süreç kişiliğini ispat etme ve statü gösterme imkanıdır. Bazıları ise, herhangi bir uygulamayı kişisel algılar ve yolculuğunu zehir edecek şekilde bunalıma girer.
Bekleme salonları da ayrı bir hikayedir. İşte bizim hikayemizde genelde sık uçan yolcuların kullandığı CIP salonunda başlıyor. Bu salon belli bir mesafenin üzerinde uçan yolcular için THY tarafından “sürekli müşteri” lerimize konforlu bir bekleme hizmeti sağlayalım yaklaşımı ile tasarlanmış salonlardır, ki hazır yeri gelmişken bu uygulama için teşekkür ve tebriklerimizi de sunalım.
Bu tip salonlara hafta sonları gittiğinizde, direk olarak dikkatinizi çeken 25-35 yaşları arasında takım elbiseli, presentabl kişilerdir. Biraz futbolla ilginiz varsa size tanıdık gelen bu grup maçları yönetmeye giden hakemlerdir. Bu grubun fazlasıyla göze çarpan bir özelliği de, aşırı yüksek sesle selamlaşmaları, konuşmaları ve şakalaşmalarıdır. Futbol sahalarında seslerini duyurmaya çalışmaktan olmalı, normal hayatta da ses tonları bütün salondakilerin rahatça duyabilecekleri bir şekilde çıkmaktadır. İster istemez ilgiyi kendilerine çeken grup salonu terk ettiğinde az önce oturdukları yerde ciddi bir iz bıraktıklarını da gözleyebilirsiniz.
Salonda görevli garsonların arkalarından nasıl söylendiklerini bir kaç kez şahit olduktan sonra iyice ilgimi çeken hakem camiasını uzaktan da olsa incelemeye başladım.
Hayatım boyunca futbolu seyretmeye ilgi duymuş biri olarak konuya metodik yaklaşmak adına, 8 birinci lig maçında orta hakem ve yan hakemleri maçları seyretmemeyi göze alarak dikkatle izleyip mesai harcadım. Yetmedi aynı süre içerisinde Avrupa Ligleri’nden yayınlanan maçları da karşılaştırma yapma amacıyla izledim. Uzmanı olmadığım için yapacağım yorumlar futbol kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığından çok hakem-futbolcu, hakem-teknik heyet, hakem-seyirci iletişim ve etkileşimiyle ilgili olacaktır.
Orta hakemlerimizin önemli bir bölümü saha içerisinde hangi rolü oynamaları gerektiğini tam olarak anlamamış göründüler. Sahaya takımların başında çıktıkları ve kurallar konusunda karar mekanizması olmalarının aynı zamanda filmin baş rolüni de oymaları gerektiğini düşünmelerine yol açıyormuş gibi göründü. Halbuki bildiğim ve anladığım kadarıyla, hakemin başarısı maçtan sonra hakemin maça olan etkisinin en az olmasıyla ölçülüyor. İzlediğim maçlarda ki hakem tavırları ise hakemlerimizin bakış açısının daha farklı olduğunu gösterir nitelikdeydi.
Bildiğiniz gibi futbolda yapılan kusurlu bir hareketten sonra sarı veya kırmızı kart gösterilmesi gereken zamanlar vardır. Nedense hakemlerimiz bana bu tip anları dört gözle bekliyormuş gibi bir görüntü çizdiler. Kendilerinden biraz uzakta yapılan hareketi süzdükleri anda, yıllardır yaşadıkları esaretten kurtulmak için kaçış planı yapan mahkumların hayatlarının koşusu yapmaları gerektiğini bilerek varını yoğunu harcamalarına benzer bir şekilde ok gibi fırlarlar.
Yakın çekimlerde ise, bu amansız koşuya ilaveten yüzlerinde kin, nefret, kararlılık ve sonunda bekledikleri anın geldiğini gösteren mimikler vardır. Oyuncunun yanına geldiklerinde ise, gösterecekleri kartı,adeta yıllardır defalarca tekrar ederek ustalığa erişen bir samurayın çabukluğunda ve keskinliğinde, tek vuruşta rakibi ikiye bölmek amacına yönelik olarak kullandıklarını düşünürsünüz. Kartı gösterdikten sonra, çoğunlukla yaptığı hareketten pişmanlık duyan ancak yine de en ilkel duygularını kontrol edememiş, damarlarındaki yoğun adrenalinin adeta sarhoş etttiği ve binlerce seyirci tarafından günlerce acımasızca eleştirilecek futbolcunun son bir çabayla isyan etmesini beklediklerini izlersiniz. Bu anda otoritesinin zirvesine ulaştıklarına emin olarak, sert ve acımasız bir öğretmen edasıyla futbolcuya sahanın dışını gösterip, adeta gladyatörlerinden birinin ölüm emrini veren imparator duruşu da sahnenin en etkileyici planlarından biridir.
Artık 40 bin seyirci oyunculara değil, onlara bağırmaktadır ve bu operasyonun adı da resmen rol çalmaktır. Orta hakem başrolü ele geçirdiğinde ise, en umulmadık aktörler onu tahtından indirmeye çalışırlar, yan hakemler. Yan hakemlerin bir kısmının “aslında orta hakem olsaydı, o işi çok daha iyi yöneteceğine” ama “kaderin ona gülmediğine” dair bir travması olduğunu düşünmekteyim. Bu travma ofsayt, penaltı, faul veya topun olmadığı olayları “daha olmadan veya olmuş gibi” yakalama eğilimini yaratmakta ve yeri geldiğinde kılıçlarını (bayraklarını) çekmelerine neden olmaktadır.
Bu davranışı bir iki kere değil, en az on kere seyrettikten sonra ve aynı kararların yurtdışında nasıl uygulandığını inceledikten sonra bu davranışın öğretilen bir davranış olduğundan şüphe etmeye başladım. Yurtdışında kartın rengi nasıl olursa olsun, olayın en yoğun anının geçmesinin beklendiğini, kart gösterilirken futbolcuyu rencide edecek veya daha fazla galeyana gelmesine neden olacak bir mimik veya jestte bulunulmadığını, özet olarak yapılan işlemin futbolcu tarafından kişiselleştirilmeyecek şekilde sadece ve sadece kuralların uygulanması olarak algılanmasını sağlamak üzere bir çaba gösterildiğini gözlemledim.
İşte bu yüzden de, bizim hakemlerimizin gerçekte futbola büyük katkı sağlayarak sıkıcı ve renksiz maçları, olaya kattıkları dramatik yapıyla seyredilirliği arttırmak üzere uğraştıklarını düşünmeye başladım. Onların kararları, tavırları ve hataları olmasa, insanlar mecburen takımların eksikleri üzerinde daha çok düşünmek zorunda kalacaklardı.
Şaka bir yana, yukarıda sıraladığımız gözlemler aslında hakemlerin ciddi bir eğitim eksikliğini işaret ediyor. Eminim bir çoğu çok atletik, gözleri şahin gibi ve futbol kurallarını çok iyi biliyorlar ama acaba futbolcuyu yani insanı idare etmeyi de biliyorlar mı? Stres altındaki insanlarla iletişim ve empati kurmayı, çatışma çözümlemeyi, müzakere etmeyi hiç öğrendiler mi? Yoksa, ilişki yönetiminde ki taktikleri ve tarzları sadece eski “hoca”larından mı geliyor. Bu durumda haekemlerimizin zaten zıvandan çıkan futbol terörüne çok geç olmadan engel olabilmek için kendilerini ilişki yönetimi konusunda da geliştirmeleri gerekmektedir. Geliştikçe artan özgüvenleri sayesinde futbol kurallarını uygularken çok daha kararlı ve tutarlı olacakları için artan performanslarıyla ülkemiz sporuna da önemli katkı yapacaklardır.
Türkiye’de Pazar günleri hakem hatalarından oluşan programlar seyretmemek dileğiyle...
|