Televizyon Dünyasında İnsan Kaynakları Uygulamaları

İK süreçlerinin TV dünyasında nasıl uygulandığını merak ettiniz mi? Örneğin bir başrol oyuncusu nasıl seçiliyor? Yönetmen ararken ne tip özellikler öne çıkıyor? Yardımcı oyuncuların işe alım süreçlerinde özgeçmişleri ne kadar etkili oluyor? Bir programa sunucu seçerken, sunacağı programın içerikleri konusunda bilgisi ne kadar araştırılıyor?
Bu sektöre ilgi duyanların veya içinde olanların, büyük olasılıkla ilk defa şahit olduklarında hayretle karşıladıkları “işe alım süreci” yle ilgili ilk gerçek, bunun kesinlikle bir süreç olmadığıdır. Türk tipi casting-oyuncu veya sunucu yerleştirme süreci, tamamen tesadüflere veya tekrara dayandığı için son dönemlerde ortaya çıkan hemen her yapımda aynı oyuncuların olması veya “bu da kim?” sorularının cevabı rahatlıkla anlaşılır. Yapımcılar ve yöneticiler o günlerde kimin adı daha çok duyuluyorsa, kiminle daha önceden çalışmışlarsa veya kim o günlerde şirketlerine gidip geliyorsa nedense onu aday olarak belirlerler. Farkettiğiniz gibi, yetkinliklerin veya geçmiş performansların seçim aşamasındaki önemi yok denecek kadar azdır. Zaman zaman adayların “acaba becerebilir miyim?” endişeleri “yaparsın canım...halledersin, kimler yapmadı ki” şeklinde Türk tipi motivasyon teknikleriyle giderilir. İşte bu yüzden de, aynı kişiyi dizi oyuncusu, sunucu, film artisti, yönetmen, senarist, fotoğrafçı, ressam, yazar veya yapımcı olarak görmek mümkündür.
Geriye dönüp baktığınızda, hayatında başarılı tek işinin tesadüfen başladığı ilk işi olduğunu farkedersiniz. Bu nasıl bir şanstır ki, bu kişlerin sonsuz bir kredisi vardır. Başarılı olmayan projeleri istatistiki olarak “başarı yüzdesi” kaleminde anlam ifade etmelesine rağmen nedense kesinlikle akıllarda kalmaz! Düşünebiliyor musunuz, bir yönetici çalıştığı şirketler veya ele aldığı projelerde sadece birinde başarıya ulaşmış olmasına rağmen hala aynı şirketin yeni projeleri veya bir üst pozisyonu için düşünülen ilk elemanıdır. İş dünyasında mantıkla birleştiremediğiniz bu düşünce yapısı Türk televizyonlarının değişmez gerçeğidir.
Peki arada sırada ortaya çıkan yeni yıldızlara ne demeli, dediğinizi gayet iyi biliyorum. O bahsedilen “yenilerin” herhangi bir planlama olmadan ve çoğunlukla “pozisyonu bir an evvel doldurma” telaşıyla, eş dost tavsiyesiyle, yani mucizevi bir şekilde bu şansı yakaladıklarını söylesem ne dersiniz? Aynen neredeyse yeni iktidara gelen her partinin, zaman stresi içerisinde uygun adamı bulamayıp, “çay ocağı sorumlularını” başkan danışmanı yaptığı gibi. Zaten bu ülkede olanlar ne zaman bizi şaşırttı ki...
|