Toplumumuza sıkça duyduğumuz, aslında evrensel bir duygu olan bir tür kıskançlıktan bahsedeceğim,

“Ah, bende olsaydı” kıskançlığı. Sürekli birileri hakkında “Yahu ne şanslı insan, ondaki ses, dış görünüş, yetenek, imkânlar bende de olsaydı” şu an kim bilir nerelerde olurdum inancı. Durumu iyice abartıp “ben o ailede dünyaya gelecektim ki” gibi afaki konuşmalar yapan, şikâyetçi tipleri gözlemleyebilirsiniz .

Bu arkadaşları etrafındakilere “kardeşim, bazıları doğuştan şanslı, ben ne yapayım? Benim de imkânım olsaydı, ben de başarılı olurdum” diye iddia edip hayıflanırken gözlemleyebilirsiniz.

Merak ettiğim, bu durumun gerçek olduğunu iddia edenlerin, bir kanıya varabilmek için şanslı dedikleri kişilerin hayatlarını ayrıntılarıyla inceleyip, incelemedikleri… Şans denilen durum aslında fazlasıyla görecelidir. Biri için şans sayılabilecek bir durum, belki de diğerinin hayatını zorlaştıran bir olgu olabilir. Kim nasıl bilebilir ve emin olabilir ki?

Gelin bu işi toptan çözelim ve başkalarıyla ilgilenmeyi bırakıp, bu dünyaya gelirken bize verilen kendi kullanım paketimize, kendi malzememize bakalım. Güçlü yönlerimiz neler? Bunların tamamen farkında mıyız? O güçlü yönleri daha güçlü hale getirmek için yeterince çabaladık mı? Çabalayıp sonuç alamadık da mı, bu kadar söyleniyoruz?

Dedim ya, hadi gelin gerçeklerle yüzleşelim. Sevgili dostlar, hiç kimsenin malzemesi tamamen çürük veya eksik gelmiyor. Mutlaka ve mutlaka geliştirilecek, güçlü yönler var. Yeter ki gerçekten isteyelim, güçlü yönlerimizin farkına varalım, azim ve irademizle o yönler üzerinde çalışmaya devam edelim.

Dolayısıyla bu günden sonra ne yapıyoruz? Başkalarıyla değil, sadece kendi güçlü yönlerimizle ilgileniyoruz.