Hazır koalisyon çalışmaları da sürerken, eğitimci olarak uzun yıllardır zevkle anlattığım müzakere teknikleri üzerine fikirlerimi paylaşmak istedim. Bu konularla fazlasıyla ilgili bir vatandaş olarak, ülkenin hızlıca hükümete kavuşması beklentimin yanı sıra, hükümet kurma aşamasında kullanılan teknikleri de heyecanla izlemekteyim.

Bir kaç yıl önce ODTÜ’de iş hayatına yeni atılacak dördüncü sınıf öğrencilerine müzakere teknikleri anlatırken, fiilen içinde bulunduğum iş hayatından akıllarına yer edecek örnekler vermiştim. Öğrencilerimin bir kısmı müzakerelerin nereden nereye gelebileceğini duydukları zaman şaşkınlıklarını gizleyemediler. Günümüz gençliğinin hislerini genelde samimi olarak iletmesi, fikirlerini net açıklamaları önceki jenerasyonun müzakere strateji ve taktiklerini anlamakta zorlanmalarına neden oluyordu.

Örneğin, kırmızı çizgileri konusunda çok hassas olduğunu, ‘asla ödün vermeyeceğini’ iddia eden kişilerin müzakere sonucunda neredeyse her kırmızı çizgisinin silindiğini ve bundan herhangi bir memnuniyetsizlik duymadığını defalarca gözlemledim. Bu durumda, sözü geçen ‘meşhur kırmızı çizgiler’ kavramının hemen hemen her müzakere kitabının ilk bölümlerinde yazan ‘yüksek başla, çok iste, dilin damağın kuruyuncaya kadar ‘hayır, olmaz’ de’ önerisine gönderme olduğunu tahmin etmek çok da densizlik olmaz sanırım.

Müzakere sürecinde en fazla üzerinde durulan konulardan biri de, güç algısıdır. Taraflardan birinin gerçekte ne kadar güçlü olduğunu mantıksal olarak verilerle açıklamaya çalışmak yetersiz kalabilir. Önemli olan o tarafın gücünü nasıl sunduğu ve nasıl algılandığıdır. Bu yüzden de, gördüğüm kadarıyla her parti süreç içerisinde ‘anahtar’ rolü oynadığını iddia etmekten geri durmamaktadır.

Çoğunlukla müzakerelere azami güç elde etme veya olası zararları en aza indirme amacıyla girilmesi bizim kültürümüz için sıklıkla görülen yaklaşımdır. Bu yüzden de, ‘Hep birlikte kazanalım’ varsayımı bizler için özde değil, genelde sözde daha ağırlıklıdır. Bu tutum karşılıklı güven ortamını oluşmasını zorlaştırır ve asgari müştereklere mecbur bırakabilir, yani taraflar ‘kardan zarar’ edebilirler.

Yine de, koalisyon kurulması konusunda ben oldukça ümitliyim, çünkü fazlasıyla bize ait ‘yumurta kapıya gelince, hallederiz’ müzakere metodu kurtarıcımız olarak beklemektedir. ‘En kötü şimdi kuralım, sonra yanlışları düzeltir, eksikleri tamamlarız’ formülüyle bu iş tatlıya bağlanır. Tahminim her zaman ki gibi kervanın yolda düzüleceği.