İki saatte iki kilometre ilerleyemediğiniz bir yoldasınız.  Emniyet şeridinden resmi bir görevi olmamasına rağmen hızla geçen araçların umursamaz hatta dalga geçer ifadeli şoförlerini görüyorsunuz.  Geçip  gidiyorlar ve trafik polisine yakalanmıyorlar. Bu ayan beyan adaletsizlik üzerine  ne düşünüyorsunuz?

Maaşınız henüz size ulaşmadan hiç eksiksiz vergisini öderken, yıllardır  vergi ödemediği için övünenleri görünce ne hissediyorsunuz?

İşinizin en iyilerinden biri olduğunuzu bilmenize rağmen, sırf çıkara dayalı kişisel ilişkileri olanların sizin almanız gereken işleri almasını ve ısrarla başarısız olmalarına rağmen iş kaybetmemelerini görmek sizi üzmüyor mu?

Çok sevdiğiniz ülkenizde yönetici pozisyonunda olanların yıllardır bir türlü çözemediği hatta büyüttüğü problemlere rağmen sorumlu tutulmadığı, hatta mantığını anlamakta zorlandığınız bağlantılarla ödüllendirildiğini izlemekten sıkılmadınız mı?

Yalancıların, yalakaların, terbiyesizlerin, hak yiyenlerin, insan ayıranların, etik kurallardan nasibini almayanların sizin hayal ettiğiniz hayatı yaşadıklarını gördükçe ben mi yanlış yapıyorum diye kendinizi sorgulamıyor musunuz?

Yukarıdaki örnekleri arttırmak mümkün ama sizi daha çok sinirlendirmeye veya moralinizi bozmaya niyetim yok. Sözü uzatmadan direk belirtmek isterim ki, sözü geçen durumların tamamında kendinizi kötü hissetmeniz ve ‘enayi’ yerine konduğunuzu düşünmeniz normal. ‘İyi insanlar’ diye tanımlanabilecek önemli bir bölümümüz, ‘iyi hissetme ile iyi hissetmeyeceği halde doğruyu yapma ikilemi’ içerisindeyiz. İçimiz sıkılsa da trafiğin açılmasını bekliyorsak, zarar etsek de kimsenin hakkını yemiyorsak, doğruyu söyleyip kayıplara uğruyorsak, yalakalık etmeyip güç çemberlerinin dışına atılıyorsak ve sonucunda geriliyorsak, başta iyi hissettirmese de doğru olanı seçiyoruz demektir.

Zaman zaman ezildiğinizi düşünüp, isyan bayrağını çektiğiniz olur mu? Yapmamanız gerektiğini bildiğiniz birçok davranışla ilgili sırf iyi hissetmek adına, ‘herkes yapıyor’ diyerek, kendinizi ikna etme ihtimaliniz olur mu? Kimsenin mükemmel olmadığını varsayarak, tabii ki bu durumlar olasılık dahilinde. ‘Çoğunluğa uyduğunuz’ bu dönemler sonrasında ne hissedersiniz? İçinde olduğunuza inandığınız ‘iyi insan’ kategorisinde bir değişiklik olur mu?

Böyle durumlar yaşıyor iseniz, kendinizi çok yıpratmamanızı öneririm. Değerleriniz ne kadar güçlü olursa olsun, yaşadığınız kaotik sosyal çevre, kronik stres ve gittikçe artan belirsizlik durumları herkesi olumsuz etkileyebilir. Bununla birlikte hayatın unutulmaması gereken en önemli özelliklerinden birinin umutlu olmanın hiç bir zararı olmadığıdır.  Tarih, zamanla yok olan veya etkisini yitiren olumsuz dönemlerle doludur. Ümidinizi kaybedip,  özünüzdeki ‘iyi insan’ı değiştirmenin uzun dönemde hem fiziksel  hem de ruhsal olarak iyi bir getirisi olacağı olasılığı oldukça düşüktür.

Gelin bizi huzura, mutluluğa, sakinliğe yani insan olmaya götüren hormonların yolunu açık tutalım. Değerlerimizi olduğu gibi bırakalım, kötüye dönüşüp pişman olmayalım. Yılmayalım, geri adım atmayalım, örnek olup ‘iyi insanların’ yaşadığı bir dünya için elimizden geleni yapalım.